KEFEN HAZIRLIĞI

Usta yazar SERVET KIZILAY gündeme dair köşe yazısında savaş süreçleriyle ilgili ilginç tespitlerde bulundu.

KEFEN HAZIRLIĞI
Bu içerik 413 kez okundu.

Cumhurbaşkanının Malazgirt’e halka hitaben yönelttiği “ kefenleri giymeye hazır mısınız?” sorusu, gerçek anlamda bir soru olmaktan öte “kefenleri giymeye hazırlanın!” anlamına gelen bir içerik taşıyordu. Bu soruya; siyasette halkı galeyana getirmek için başvurulan hamaset (retorik) açısından bakıldığında, oldukça sıradan birşeyin dile getirildiği söylenebilir fakat durum daha içler acısı göstergeleri kapsaması bakımından hiç de sıradanlık taşımıyor.

Türkiye’de sınıflar, gruplar, kurumlar vb…arasında nerdeyse hiçbir fikir birliği bulunmuyorken savaş etrafında yahut devletin güvenlik politikaları etrafında bunca “ortak”lığın bir konsensusun olması düşündürücüdür. Kendilerine Müslüman hatta “İslamcı” diyen STKların bile Taksim Meydanında “Ordu Suriye’ye!” diye slogan attığı, savaş tamtamlarını zevkle çaldığı bir yerde zaten düşüncenin çoktan kefeninin hazırlandığı söylemek de zor olmayacaktır.

Savaş ya da devletin güvenlik politikaları etrafında oluşan konsensus, yan yana gelemeyecek siyasal ve sosyal yapıları birleştiren bir çimento vazifesi yapmaktadır. Yani barışta yanyana gelemeyenler savaş ya da şiddet söylemi etrafında yekpare bir bütünlük gösteriyor. Lakin bu bütünlük (konsensus), fiili bir şavaşta aynı şekilde işleyeceğini henüz garanti etmiyor. Daha doğru ifadeyle herhangi bir savaş anında bu konsensusun çıkar çatışması yüzünden dağılmayacağı yahut o savaşta fiilen yer alma konusunda meydanda olacakları açık değildir.

Şiddetin bu denli kutsandığı, devletin güvenlik politikalarının sorunları çözmenin biricik yol olduğu iddia eden genel Şark siyaset tarzının uzun süreden beri iflas ettiği bilinmesine rağmen sürdürülmesi, sorunun en önemli kısmıdır. Bu siyaset tarzını besleyen başta ekonomi olmak üzere birçok siyasal-sosyal neden bulunmaktadır. Barış üretemeyen düşüncenin yoksunluğu bunlara eklenince geriye başka bir retorik devreye giriyor: En kullanışlı can simidi olan “dış mihraklar” söylemi. Böylelikle şiddet ve buna bağlı unsurlar, güvenlik, ileri safhası olan savaş, kolayca meşrulaşabiliyor.

Kefenleri giymeye hazırlananların (kefenleri dağıtanların değil) daha modern savaşın ne demek olduğunu bilmemesi, ayrı bir trajediyi oluşturur. Savaş’ın anlamı ciddi şekilde değişime uğramış, insanın diğer bir insana karşı yok etme mücadelesi olmaktan çoktan çıkmıştır. Artık savaşlar insan ile gelişmiş savaş teknolojileri arasında ve giderek bu da değişiyor; gelişmiş teknolojilerin daha gelişmiş teknolojileri arasında. İnsan bu savaşta sadece “şeyleşmiştir” yani bir böcek gibi nesneye indirgenmiş, sayısal bir ifadeye dönmüştür. Öteyandan yaz boyunca kaç adet top dondurma tüketildiğinin hesabı yapılıp haber bültenlerinde duyurulduğu bir zamanda bazı verilerin kefen giymeye hazırlananlardan saklanması tuhaftır. Yani işine gelince en küçük hesapları yapan devletlerin şiddetin gerçekten birçözüm olup olmadığını, şayet olduysa kendi ve bölge ülkeleri arasında hangi oranlarda bunu başarabildiğini, bunca kurum ve kuruluşa rağmen araştırmaması, çıkan sonuçları sistematik veriler etrafında kamuoyuyla paylaşmaması ya da bunu “akıl edememesi” dikkate değer bir durumdur. Öyle ya! Kefenleri giymeye hazırlanan bizlerin bunu bilmeye – öğrenmeye az da olsa hakkı yok mudur?

Türkiye’de Cemaatler, STKlar;  devletin güvenlik politikaları, şiddet, savaş için bir “rıza” üreten kültür kurumları  ya da  ideologlar gibi çalışır. Sistemdeki payları, sistem tarafından ortaya çıkarılan sorunları yine resmi şiddeti referans ederek meşrulaştırdıkları ölçüde artar. İnsanlara kefen giydirmek, siyasetin  genel ve sıradan bir refleksine dönüştüğünde söyleyecek çok az şey vardır. Herşey, devletin bekası sorunu yapıldığında ise kefen giymek elbise giymek ile eşitlenir. Ülkemizde birbirinden çok farklı sosyal-siyasal sınıfların bir diğerine “ötekisine” kefen biçme merakı, içinde bulunduğumuz bölgenin genel karakteri olarak karşımıza çıkar. Böylelikle birbirlerinden çok ayrı siyaset modeli ve tarzı olduğunu iddia eden ülkeler, şiddeti çözüm yolu görme karşısında aynılaşır. İşin siyasal strateji noktasında da bir benzerlik vardır: Bölge ülkeleri başta düşünce olmak üzere hem  her açıdan zayıflar hem de aynı şevkle savaş istemektedirler. Oysa tarih boyunca devletler, çoğu zaman güçlerini  toplamak için “barışcıl görünmeyi” bir strateji saymışlardır. Yani devlet savaşı merkezinden çıkarmadan barışa ikna edebilecek araçlar da taşır. Hiç olmazsa devlet bu durumda tebasını kollayan mekanizma olarak görev yapmış olur.

Genel olarak devletin güvenlik politikaları üzerinden düşünmenin, hareket etmenin ve onu tekrar üretmenin sorunları kesinlikle çözemediği söylenebilir. Ayrıca Silaha ve şiddete sarılan bütün grupların  modern devletlerin teknolojik örgütlülüğü karşısında şanslarının çok az olduğu bir veridir. En kötüsü ise  “düşman” dediği şeye benzemek ve ona dönüşmek için savaştığından dolayı zaten kaybettiği bir savaşa girdiği söylenebilir.

 

Şayet Savaş “kaçınılmaz” İse:

Devlet(ler) bizlere savaşın kaçınılmaz bir şey olduğunu her türlü araç-gereçlerle dayatmaktadır. Kefen giymeye hazırsak, o hâlde bazı şartlar öne sürelim ve bu şartlar kabul edilmedikçe “savaş karşıtı” olmayı bekleyelim:

Bu ülkenin ekonomik-sosyal-siyasal kısacası her türlü imkanlarından en iyi faydalananlar, en önde savaşmadıkça bizler savaş konusunda ayak diretelim. Çünkü bu bahsi edilenler, aynı zamanda barışta en fazla kazananlardır. Aklen En fazla önde olması (maddi-manevi)  gerekenler yine bunlardır. Zira konumlarını sağlam şekilde korumaları gerekir fakat gerçekte böyle olmaz. herhangi bir savaştan en fazla etkilenen (savaşan- sakat kalan- sürülen- öldürülen) bir ülkenin en az imkanlarından faydalanan kesimidir. Öyleyse; söz konusu edilen refah kesim ve çocukları savaşta en önde savaşmadıkça ve bunların nerelerde, hangi ölçülerde fedakarlık yaptıkları açık olarak (sözlü değil belgeli olarak) gösterilmedikçe, çabucak kefen giymeyi “ekonomiye indirgenmiş”  yurttaş olarak tanımlanmış insandan beklememek gerekir. Yani devlet aklının rasyonalitesini sadece imkanları kullananların değil kendisine kefen biçilenlerin talep etmesi, modern siyasetin de en meşru göreceği birşeydir. Klasik siyasette imkan/ feda karşıtlığını halen tek taraflı işletmek bu noktada adaletli durmaz. Bu ve benzer somut şeyleri talep etmek, çok çok zayıf ihtimal de olsa belki insanları savaşa hazırlayanları (kefen biçenleri)  fren yapmaya sevk edebilir.

 

 

servet kızılay kefen hazırlığı malazgirt
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bakanlıktan Vatandaşlıktan Çıkarılacaklar Listesi
Bakanlıktan Vatandaşlıktan Çıkarılacaklar Listesi
Nusr-Et'in 2017 yılı menüsü..?
Nusr-Et'in 2017 yılı menüsü..?