Reklam
Reklam
Kahverengi Bir Çarşambadan, Sarı Bir Cumartesiye
Elif Avcı

Kahverengi Bir Çarşambadan, Sarı Bir Cumartesiye

Bu içerik 2239 kez okundu.
Reklam

Kirez mevsimini geride bırakmaya ramak kaldı artık. Kirez mevsimi, Kirazlar’ın al al bahçeleri süslemeye soyunduğu bu mevsime, mayıs ayına, ilk yaza denir Trakya’da. Pencerede uğuldayan rüzgar sesinin, yerini ılık bir kuş sesine devretmeye hazırlandığı mevsime denir.

Yaşamın uyanışını –yılmadan- paslanmış kulaklarımıza fısıldayan mayıs ayının, son cumartesi günü olmaya hazırlanan günün hikayesini anlatacağım size. Değişen takvim yapraklarının erken vedalaşılmış bir yaşamın ağırlığını bıraktığı günün hikayesini. Ardından ‘Her ölüm erken ölümdür’ nidalarının etkisini ortadan kaldıracak kadar gerçek, ağır ve erken bir ölümün kahredici hüznünün çöktüğü günün hikayesini. Kahverengi bir çarşambadan sapsarı bir cumartesiye dönüşecek günün hikayesini.

Size yaşamı boyunca şiir gibi bakmış bir adamın kırgın hüznünden bahsetmek istemiştim oysa. Hüzün, bir karabasan gibi çökerken kelimelerime, size ‘Ah neydi, neydi bir hüznün özgül ağırlığı?’ sorusuna cevap aramak adına bir ömür tüketen bir adamdan bahsetmek istemiştim. 30 yıl önce tam bugün yaşamı noktalanmış Edip Cansever’den bahsetmek istemiştim. Edip Cansever… İkinci Yeni’nin medar-ı iftiharı. Kapalı Çarşı’nın tanınan esnafı, Cemal Süreya’nın rakı içmeyi ben öğrettim dediği, Mefharet Hanım’ın 39 yıllık yol arkadaşı, Nuran Cansever Birol’un çiçek bahçeleri arasında yalnız kalan kaktüsü gören babası, Tomris Uyar’ın gerçek dostluğu öğrendiği, dağılmış pazar yerlerine benzeyen memlekete bakarak şiir söylemeye gayret eden, gözleri her zaman bir parça hüzün kokan şair. Evvela insan. O da öyle söylememiş mi zaten? ‘Ne gelir elimizden insan olmaktan başka?’ dememiş mi üstüne basa basa?

İnsan olmanın niceliklerini birer birer yitirdiğimiz bu ucu yakalanamayan zamanlarda sık sık fısıldadığım bir dizeydi bu. Edip Cansever şiiri, tarafımda her zaman şapka çıkarılacak bir saygı, minnet ve sevgiyle karşılandı benim. Edebiyat, derdi olanın sığınacağı bir liman. Derdini söyleyecek olanın başvurduğu bir kurtuluş yolu. Şiir derdini en güzel söyleme biçimi bana göre. Edip Cansever, derdini söyleye söyleye sevdirmiş bir şairdir. ‘İnsan yarası yarasına denk olanı sever’ demişti şiirimizin Mor Külhanisi Ece Ayhan. İşte Edip Cansever de tam olarak böyle sevdirdi derdini. Yarasını açtı, yarasını gördü ve yarasını döktü kelimelere.

             

Edip Cansever. 8 Ağustos 1928 / 28 Mayıs 1986.

Tomris Uyar ‘Ben gerçek sevginin, gerçek dostluğun ne demek olduğunu Edip’te gördüm’ dermiş  onun için. Ve ne zaman bir öykü yazacak olsa soluğu herkesten önce Onun yanında alırmış. Beyoğlu’nda arka arkaya kalkan kadehler eşliğinde konuştukça konuşurmuş Edip Cansever’le. Tomris, rakıyı çok severmiş, Edip ise onu… Öyle anlatmış Salah Birsel’e. Çok güzel sevmelere hep gölge düşmüş sanırım. Çok güzel seven kadınlar da çok güzel seven adamlar da bir eksikliğin elinde boğuldukça boğulmuş ve tam burada şiir doğmuş.

Edip Cansever’in 28 Mayıs 1986’da aramızdan ayrılışının üzerinden tam 30 yıl geçti. O hala İkinci Yeni’nin anlaşılamayan çocuğu olarak sürdürüyor ‘anlamını’. Dilime dolanan Edip Cansever dizeleri beni bir anma yazısı yazmaya itti önce. Güzel olan her şeyin çok çabuk bitmesinin hüznü kelimelerime set vurdu ve size anlatamadım Ruhi Bey’in hüznünü. Size Çağırılmayan Yakup’un çaresizliğini anlatamadım. Size Manastırlı Hilmi Bey’in özlem dolu mektuplarından da bahsetmek isterdim. Size masaya dökülen bir biranın gürültüsünü tanımlamak niyetindeydim aslında. Yahut sizlerle Ahmet Abi’ye seslenmeyi de teklif edebilirdim. Ahmet Abi’ye var gücümüzle akıl danışmaya çalışabilirdik birlikte. Seniha’nın günlüklerini açmaya, bezik oynamaya çalışabilirdik birlikte. Her şey dönüşmeseydi eğer kahverengi bir çarşambadan sapsarı bir cumartesiye.

Mayıs ayının son Cumartesi gününde takvimlerde “1986, Şair Edip Cansever öldü.” yazacak. Haber ajansları kirlenmiş bir siyasetin son dakikalarını geçmeye başlayacak. Akdeniz açıklarında birkaç bot daha batacak. Bombalar düşecek şehirlere arka arkaya. Bugün belki bir bebek ilk kez açacak gözlerini bu puslanmış yaşama. Belki işine yetişmeye çalışan adam küfredecek trafikte. Bugün aynı tramvay aynı yolları bir daha geçecek aynı hızla. Yaşam akmaya başlayacak ve erkenden vedalaşılmış bir yaşamın sızısını belki de sadece 39 yıl boyunca ve hala eşini hep aynı aşkla seven Mefharet Hanım hatırlayacak hem de artık ona oyunlar oynamaya başlamış hafızasına rağmen. Belki de bugün bir karanfil daha yenik düşecek yerçekimine. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beşiktaş'ta transfer tamam
Beşiktaş'ta transfer tamam
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı