Reklam
Reklam
'Tam anlamıyla bir curcuna coğrafyası burası. En şok edici olayın etkisi en fazla üç gün sürüyor'
Mert Yıldırım

'Tam anlamıyla bir curcuna coğrafyası burası. En şok edici olayın etkisi en fazla üç gün sürüyor'

Bu içerik 3809 kez okundu.
Reklam

Twitter'ın aktif kullanıcılarından biri olan Hakan Demir, nam-ı diğer suyorumcusu ile söyleşi gerçekleştirdik. Kendisi 2011'den beri Twitter'da kendine özgün tarzıyla iz bırakan tweetler atıyor. Attığı her tweeti olaylara cuk diye oturuyor. İnsanların söylemek isteyip de söylemediklerini yazıyor sanki. İşte yaptığımız o söyleşi..

  • Kendinizden biraz bahseder misiniz? Su yorumcusu kimdir, ne yapar, hayatla arası nasıldır?

Hakan Demir'dir. Anadolu'dan İstanbul'a göçmüş işçi bir ailenin tek çocuğudur. Öğretmenlik okumuştur. BirGün Gazetesi'nde çalışır. Hayatla arası her gün farklıdır; bazen limoni, bazen hoş, bazen iyi, bazen kötü. Herkes gibidir kısacası.

 

  • Twitter’a katılmaya nasıl karar verdiniz?

Ben aslında twitter'ı geç keşfedenlerdenim. Üniversiteden sonra kitap okumaya ara verdiğim bir dönemde "herkes bahsediyor, nedir, ne değildir" diye düşünerek bir hesap açmaya karar verdim. Zaman zaman çok, zaman zaman az kullandım ama hep kullandım sonrasında. Medya ve iletişim dünyasında vazgeçilmez bir araç haline geldiğinden dolayı hiç de ayrılmadım.

 

  • Su yorumcusu adı nereden geliyor? Bu ismi kullanmak nereden aklınıza geldi?

"Su Yorumcuları'na", acemiliğin ustası Turgut Uyar'ın bir şiiridir. Şiir ile inişli çıkışlı bir ilişkim oldu hep. Kimi zaman çok sevdim, şiirlerin içinde boğuldum. Yaşamımın kimi dönemlerinde de uzak durdum, manasız geldi. Şiire yakın olduğum dönemlerde en çok Turgut Uyar okumaktan keyif alırdım. Twitter hesabı açarken de bir isim belirlemek gerekiyordu, tamamen hesabı açarkenki o dakikada karar verip bu ismi aldım. Sonra da değiştirme ihtiyacı duymadım. Matah bir isim gibi gelmiyorsa da şimdi, kötü bir çağrışımı da yok. "bir sürekli kaşınmadır yaşadığım, törelere ve alışkanlığa karşı" diye yazar Turgut Uyar o şiirinde. Şiir ile aram ne kadar kötü olursa olsun bu dizeyle hep iyiyimdir.

 

  • Sosyal medyadaki insanlar sizi nasıl tanıyıp sevdi kısa zamanda? Daha doğrusu başarılı bir twitter kullanıcısı olduğunuzu ne zaman fark ettiler?

Başarılı twitter kullanıcısı diye bir şey var mıdır bilmiyorum. Sanıyorum bu takipçi sayısı ile ölçülüyor çoğu kişi tarafından ama ne kadar doğru bir değerlendirmedir, tartışılır. İnsanların beni sevip sevmediğinden de emin değilim. "Çok takipçisi var, demek ki seviliyor" düşüncesi yanlış bana göre. Gelen küfürlerin, eleştirilerin, küçümsemelerin sayısı  her zaman övgüden fazla oluyor Twitter'da.

Bana sorarsan başarılı Twitter kullanıcısı bakanın algısıyla ilgili. Ben mesela kültür sanat hesaplarını ve tarihi bilgiler geçen hesapları başarılı buluyorum. Benim gibi gün aşırı ahkam kesip dünyayı kurtaranların değil.

 

  • Sosyal medyada binlerce takipçiniz var. Geniş bir kitleye hitap etmek üzerinizde stres yaratıyor mu hiç?

Stres yaratıyor denemez. Temkinli olmaya itiyor denebilir. Takipçi sayısının az olması ile fazla olması arasındaki fark, yazdığının aldığı reaksiyonun sayısını etkiliyor orada. Küfürün, eleştirinin, alay edilmenin. Dolayısıyla takipçi sayısı fazlaysa insan daha dikkatli olmak zorunda hissediyor. "Aman" diyorsun "bunu yazıp gelen laflarla uğraşacağıma hiç yazmayayım." Tabii herkes için geçerli değil bu kural, kimisi de takipçi sayısı ne olursa olsun umursamadan aynı yönde kullanmaya devam ediyor Twitter'ı.

 

  • Bu kadar çok takipçinizin olmasındaki başarıyı neye borçlusunuz?

Öncesinde dediğim gibi ortada bir başarı olduğunu düşünmüyorum. Takipçi sayısının takip edilenin kıymetiyle alakası olduğunu da. Açık söylemek gerekirse, milyonlara varan takipçi sayısına ulaşmış vasat tipler var, aynı şekilde takipçi sayısı az olan bilgi hazinesi insanlar da. Bende durum nedir bilmiyorum ama eğer soru "neden bu kadar takip eden var" olsaydı, yine bilmiyorum derdim. Belki insanlara "hah ben de bunu diyecektim, ağzımdan aldı" dedirten yorumlar yaptığımdandır. Belki de "dur bu salak neler anlatacak, yine ne saçmalayacak" dedirten yorumlar yaptığımdan. Dediğim gibi, bilmiyorum. Herkes farklı bir sebeple de takip ediyor olabilir.

 

  • Twitter’da yazdıklarınızla muhalif bir tavır takınıyorsunuz. Bu muhalif tavrınıza karşı çıkanlarla nasıl bir tutum takınıyorsunuz?

Tek kelimeyle; takınmıyorum. Herhangi bir tutum takınmıyorum. Twitter benim insanlarla ikili iletişim kurabildiğim bir yer olmadı hiç. Becerebilen var mıdır bilmiyorum ama Twitter'da iletişim kurabilmek inanılmaz zor. Ne ruh hali ne de ifadeler eksiksiz yansıtılabiliyor orada ve insanlar normalde olduğundan daha saldırgan. Karşıda biri varmış gibi değil, yalnız kendisi varmış gibi hissediyor insanlar internet üzerindeyken. Kendisi var ve bir takım robotlarla yazışıyor. Karşıda ona yazan bir insan olduğunu kavramak güç geliyor insanlara.

 

  • Twitter, hayatınızı nasıl değiştirdi?

Olumsuz yönde değiştirdi. Maalesef artık bu belaya bulaştık, mesleki olarak uzak kalmak gibi bir seçeneğimiz yok. Ama sosyal medya insanları gün gün tüketir. Toplumu da tabii. Sürekli bir yerlere bağlı kalma ihtiyacı hisseden, başkalarının yazdıklarını göremediği saniyelerde kapana kısılmış gibi tutulan insanlara çeviriyor sosyal medya kişiyi. Ben bunu erken fark ettim ve kendimce tedbirler alarak sosyal medyanın kitap okuma, film izleme, araştırma, inceleme, düşünme faaliyetlerime engel olmasına izin vermemeye çalıştım. Fakat bütünüyle bunu başaramadım tabii ki. Sosyal medya gelip insanın hayatına öyle oturuyor ki, boşluk bırakmamaya ve onu yok etmeye çalışır gibi sıkıştırıyor. Keşke diyorum bazen, sosyal medya hiç bu seviyeye gelmeseydi ve bir iki kanalla sınırlı kalsaydı. Bu kadar anlık iletişim kimse için iyi değil.

 

  • Sosyal medya hayatınızda hiç olmasaydı hayatınızda ne gibi farklılıklar olurdu?

Bir kere muhakkak daha fazla kitaba vakit ayırıyor olurdum. Hayatımdaki diğer insanlara da. Sosyal medyayı bir zaman hırsızı gibi düşünmek gerek. Bir tane faydalı, iyi şey okumak için bin tane saçma sapan bilgi ya da sözü görmek zorunda bırakan bir zaman hırsızı. Dolayısıyla ne kadar az sosyal medya, o kadar gerçek hayata ayıracak zaman. Zaman kadar kıymetli bir mefhumu insanlığın başından beridir sosyal medya kadar kolay çalabilen bir uğraş olmamıştır.

 

  • Yurtta son zamanlarda yaşananlar sizce basın özgürlüğünü nasıl etkiledi? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son zamanlarda yaşanandan kasıt darbe girişimiyse; yanıtım kötü etkiledi. Zaten ben kendimi bildim bileli bu ülkede yaşanan her şey özgürlükleri olumsuz etkilemiştir. Darbe girişiminden sonra olağanüstü hal ilan edildi. Bir kişinin boş A4 kağıdı alıp, üzerine istediği gazetenin ismini yazması ve kapatılmıştır notu düşerek imza atması bir gazetenin kapanması için yeterli bu dönemde. Basın özgürlüğü için ne denebilir ki böyleyken?

 

  • İnsanlığın en büyük sorunu nedir sizce?

Önce Zeki Demirkubuz ortaya atmıştı sanırım. Bergman'a soruyorlar "Gidişat kötü, dünyayı ne kurtarabilir" diye. Utanç diyor o da. Dünya ancak utançla kurtulabilir. Ben utanç demeyeceğim, utancı da yeterli bulmuyorum. İnsanlığın en büyük sorunu insandır, klişe bir yanıtla yanıt verecek olursak. İnsan dışında birkaç milyon tür canlı daha var dünya üzerinde. Bunların da en büyük sorunu insandır. İnsanın sadece doğaya, üzerinde yaşadığı yer yüzüne amansız hırsıyla verdiği zarar bile insanın ne büyük tehlike olduğunu gösteriyor. Dünyayı uzaylılar basana, zombiler istila edene ya da vampirler hükümdarlık ilan edene kadar insanlığın en büyük sorunu insandır.

 

  • Bir insanda asla tahammül edemediğiniz özellik ne?

Trilyonlarca yıldızlık, daha milyarda biri keşfedilememiş bir evrende kendini merkezde görmesidir. İnsanda kendini fazla önemseme gibi bir hastalık var. Buna tahammülüm yok sanırım. Daha çok şeye tahammülüm yok ama hepsini saysam, "insanda tahammül edebildiğin bir şey var mı ki" sorusuna geliriz.

 

  • Son zamanlarda yaşanan darbe girişimi sizde nasıl etkiye sebep oldu?

Askeri darbe kabul edilebilir şey değil. Yaşlılardan darbe anıları dinlerdik hep, kitaplar yakılır, insanlar öldürülür, işkence edilir, özgürlüğün her kırıntısı silinir. Son yaşadığımız darbeye varamadan girişimde kalmış olsa da ne büyük bir felaketin habercisi olduğunu böyle de gösterebildi. Onca insan öldü, her şeyin görüntüsü var. Nasıl insanların üzerine ateş açıldığını, uçakların sağı solu bombaladığını, tankların kalabalıklara daldığını gördük. Korkunç bir şey.

 

  • Gezi zamandaki demokrasi anlayışıyla şimdiki demokrasi nöbeti arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bambaşka şeyler. Benzerlik noktası yok, farkı nasıl sıralayayım bilmiyorum. Kitle aynı kitle değil, hedefler aynı değil, hayaller aynı değil. Kısa geçmek isterim bunu; "Birinin reisi var birinin özgür iradesi" diyeyim.

 

  • Ülkedeki sorunlar nasıl aşılabilir sizce?  Yaşanan haksızlıklara nasıl dur denmeli?

Ben sosyalistim. Yalnız ülkedeki değil dünyadaki tüm sorunların sistem değişikliğiyle, insanı ve doğayı merkeze alan bir sistemin inşasıyla çözülebileceğini düşünüyorum. Hep böyle düşündüm. Uzun uzun sosyalizm anlatmaya, ne anladığımı tariflemeye çalışmayacağım. Slogan laflar, beylik sözler gibi gelse de; eşitlik, adalet, özgürlük. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu sistem dünyaya yaramıyor.

 

  • Her yazdığınızın yüzlerce beğeni alması nasıl bir duygu?

Şu an bir şey ifade etmiyor. Belki daha önceleri ediyordu ama tam hissini anımsamıyorum. Artık bu alışmışlıkla ise nefes almak gibi bir duygu mesela ya da duvara bakmak.

 

  • Bu kadar çabuk değişen bir gündeme ayak uydurmak sanıldığı kadar kolay mı?

Kolay mı sanılıyor ki? Değil tabii. Herkesin yaptığı bir geyik sohbeti vardır; Norveç'in elli senede yaşadığını biz yarım saatte yaşıyoruz. Doğru. Tam anlamıyla bir curcuna coğrafyası burası. En şok edici olayın etkisi en fazla üç gün sürüyor. Hatta çoğu iki saatte gündemden düşüyor bile. Buna ayak uydurmak mümkün değil zaten, kimse de ayak uyduramıyor. Sadece kapılıyorsun ve bir dereye kapılmış da oradan oraya, oradan oraya çarpa çarpa gidiyormuşsun hissiyle düşeceğin şelaleyi bekliyorsun.

 

  • Twitter’ı kullanmanın hayatınızdaki olumlu ya da olumsuz katkıları neler oldu?

Olumlu katkısı yok. Olumsuz olanları da saymıştır. Ömür törpüsü bu, vakit katili bir şey. Neler oluyor takip edeceğim diye bir defa eline geçmiş hayatın kıymetli anlarını o heyhulaya kaptırıyorsun.

 

  • Sosyal medyanın hayatımızda bu kadar yer tutması sizce doğru bir şey mi?

Dediğim gibi, değil. Neler var şu dünyada. Binlerce şehir, yüzbinlerce kitap, milyonlarca canlı türü, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız evren... Saymakla bitmez. Ama sosyal medyayı düzenli kullanan bir insanın başka bir şeyi düzenli yapmasına imkan yok. Düzenli sosyal medya kullanıcısı yaşamın düzensiz bir parçası olarak kalıyor.

 

  • Kendinizi üç kelimeyle anlatsanız bu kelimeler neler olurdu?

Kedi, kedi yavrusu, kedi burnu.

  • Gelecekteki hedefleriniz neler? Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?

Göremiyorum. 5 yıl sonramı görebiliyor olsam gerçekten huzursuz olurdum. Sürprizsiz bir yaşam demek çünkü bu ve öyle tekdüze bir hayat ihtimali beni korkutuyor.

 

  • Zaman zaman her şeyden ve herkesten uzaklaşıp sessiz bir hayatın hayalini kurduğunuz oluyor mu?

Tabii ki. Şehirde yaşayan her insan bunun hayalini kurar. Sabah kalkar kalkmaz inşaat ya da korna sesi duyan bir insan sessizliğin hayalini nasıl kurmasın.

 

  • Sosyal medyayı günde kaç saat kullanıyorsunuz?

Gazetedeysem, çalışıyorsam günün yarısı kullanmak zorunda kalıyorum. Eğer mecbur değilsem çok az. Bir göz atıp kapatmak şeklinde kullanıyorum. Malum yaşadığımız ülkenin durumu ortada, ara sıra çok kritik bir durum var mı diye kontrol etmek gerekiyor.

 

  • Sizce hayatın amacı ne?   

7.5 milyar insan var sanırım şu an. Kaç milyar başka canlı da var bilmiyorum. Diyelim toplam 10 milyar. 10 milyar farklı amacı var hayatın demek ki. Çok büyük bir soru bu, insan hayatında neyi amaçlarsa amaçlasın en sonunda varacağı tek yer var malum. Varış noktasını değiştiremiyor insan ama en azından yol seçebiliyor. Ya da kendi yolunu açabiliyor. İyi bir insanın izleyeceği yolu bulmaya çalışıyorum, iyi olmaya. Kafka galiba; "Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur" diyor. Bunu anlamaya çalışıyorum şu an, başka bir amacım yok.

 

  • Son zamanlarda beğendiğiniz kitap, film ve müzikler neler? Sizi takip edenlere bu konuda ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Hepsi eskiler. Şu aralar nostalji hastalığım nüksetti. Kitap olarak Rus klasiklerine girdim bu dönem. Dostoyevski okuyorum sıradan, tekrar. Dostoyevski önermek kitap önerisi sayılır mı bilmem. Öneri dediğin, nadir şeylerden olmalı, az bilinmeli. Öyleyse  Mihail Bulgakov önereyim; Katil Yumurtalar.

Film önerecek kadar otorite değilim bu konuda ama çok kaliteli yabancı diziler var. Danimarka ve İsveç'in popüler dizilerine göz atın diye ufak bir tavsiyede bulunayım.

Müzik önermek ise en zorudur. Çünkü kalabalıklara müzik önerilmez, müzik kişiye önerilir. Herkese farklı bir parça. Her ruh halinde insana farklı bir müzisyen. Bunu geçeceğim o yüzden.

 

  • Sizce sosyal medya nasıl daha doğru kullanılabilir?

Sosyal medya doğru kullanılamaz artık. Ne kadar az kullanırsan o kadar doğru kullanıyorsun demektir, benim fikrimce. 

Röportaj: Mert YILDIRIM / Habermetraj

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beşiktaş'ta transfer tamam
Beşiktaş'ta transfer tamam
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı