Reklam
Reklam
Bu düzen bize insanlığımızı unutturdu!
Elif Avcı

Bu düzen bize insanlığımızı unutturdu!

Bu içerik 1996 kez okundu.
Reklam

Bir filmin penceresinden bakıyorum iki gündür yaşama. Yaşama, yaşadıklarımıza ve yaşamaya değecek her şeye bir film sahnesinin penceresinden bakıyor, özümsemeye, sindirmeye dahası anlamaya çalışıyorum. Uyandığımız günü, hırslarımızı, kibrimizi, kaybettiklerimizi, hayallerimizi ve kalp kırıklıklarımızı bir film sahnesinin gölgesinde seyrediyorum. Yitirilmiş insanlığımızı izliyorum. Yitirilmiş bir insanlığı ilk izleyişim değil bu. Yitirilmiş insanlığa ilk ağlayışım da değil. Tezer Özlü’nün deyimiyle ‘Bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi’nde ağlayacak o kadar çok şey yaşadık ki. 15 yaşındaki oğlunun 16 kilo kalmış bedenini toprağa yerleştiren annenin, meydanlarda yuhalanışını gördük. Gencecik çocukların meydanlarda can verdiğini... Kimsenin adını bilmediği dağlarda ‘vatan sağ olsun’ diye nöbet tutmaya gönderdiği oğlunun, bayrağa sarılmış tabutunda ağlayanları gördük. Bir otelde beyni uyuşmuşlar tarafından şiirlerin, türkülerin, aydınlığın canlı canlı yakıldığını gördük. Durakta, yolda, havalimanında, garda, meydanlarda patlayan bombalarda parçalanan yaşamlar gördük. İnsanların ölülerini yarıştırdığını gördük. Gördük ve ağladık. Gördük ve sayıkladık durduk Edip Cansever gibi. Gördük, ağladık ve sayıkladık “Yer kalmadı acıya ülkemizde” diye…

*                    *                    *

Meydanlarda, sokaklarda, caddelerde, köprülerde çıldırmışçasına bayrak sallayan kalabalığa bakıp ağlıyorum. Oysa kalbimiz artık daha fazla acıyamaz sanırdık. Yer yok sanırdık biraz daha acıya ama üst üste yüklendik yine. İnsanlar bayraklarını kuşanıp meydanlarda sevinç çığlığı atarken, ırmağının akışına öldüğümüz ülkemizde 240 ev o seslerin altında içine içine ağlıyor her gece. Tankların altında ezilmişliğine ağlıyor. 15 Temmuz’dan beri nasıl bir güne uyandığımızı bilmesek de biliyoruz bunu. Paletlerin parçaladığı bedenlerine ağlıyor. Kendi ordusu tarafından öldürülmüş olmasına ya da amcası, arkadaşı, komşusu tarafından köprü üstünde, sokaklarda öldürülmesine, linç edilmesine ağlıyor. Yine bir yarış başladı şimdi. Bayraklarını kuşanıp meydanlarda sevinç çığlıkları atanların bu yarışı görmeye vakti yok büyük ihtimalle. Bir yarış başladı, yine yarıştırılmaya başladı ölüler, ölmüş olanlar. Yine ayrıştırmaya çalışıyor insanlar kendilerini. İnsan olmayı yine ayrıştırmaya çalışıyorlar.

*                    *                    *

Paletlerin parçaladığı bedenlere şehit demezsen onlardan olmuyorsun mesela. Eğer sadece insan demek istersen, şehit olmasa da, cennetle kutsanmış olmasa da ölene üzülürüm çünkü o insandı diyorsan onlardan değilsin. Sadece insan olduğu için, diline, dinine ve rengine göre değil safi insan olduğu için üzülüyorum diyorsan seninle omuz omuza kutlamıyorlar zaferlerini. Ben paletlerin yok ettiği canlara ağladığım kadar yol üzerinde dövüle dövüle öldürülen 20’lik delikanlılara da üzüldüm diyorsan hele! O zaman bırak onlardan olmamayı var olmanı bile kabul etmekte zorlanabilirler senin. Yayından çıkarırlar, aynı havayı solumazlar, hatta ve hatta haddini aşmış olursun. Çünkü onlar için ağlanması gereken bir ölüm varsa tankların paletlerine bakılmalıdır sadece. Bir gün önce dağda terör kurşununa kurban gitse, şehit deyip kucaklayacakları ‘çocuklar’ın kesilmesi, dövülmesi, linç edilmesi ve öldürülmesinin hiçbir ehemmiyeti yoktur. Hatta bunların hiçbiri var olmamıştır! O haberler yalandır, o fotoğraflar photoshop, o videolar montajdır. Uzun lafın kısası artık atmayan her kalbe ağlamaya kalkamazsın! Tarafını ve ağlayacağın kalpleri seçmezsen, ne olduğunu anlamadan vatan haini, darbeci olursun.

*                    *                    *

Bu düzen bize insanlığımızı unutturdu. Öyle söylemişti yıllar yıllar önce Edip Cansever Saray Köftesi şiirinde. “Bu düzen size insanlığınızı unutturacak” demişti ve aynen öyle oldu.  Ölümün sokaklarında kol gezdiği güzel ülkemin, ırmağının akışına ölmekten fırsat buldukça, nasırlaşmış kalplerimize bakıyorum biraz. İnsan olmaya yüklediğimiz kimliklere, ‘ama’lara, ‘çünkü’lere ve onların etrafına serpiştirdiğimiz amaçsız ve anlamsız cümlelere bakıyorum. Siyasi partilerin insan olmanın önünde kapladığı ezici alana bakıyorum. Kendinden olmayana hüzünlenemeyen ‘insan’ların çaresizliğine…

                                 ,

Krzysztof Kieslowski/Dekalog 1(Jeden)-1988

Polonya’lı yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin Dekalog’larındaki bir sahne aklımdan çıkmıyor iki gündür. Küçücük Pavel’ın kocaman cümleleriyle süslediği o sahne aklımdan çıkmıyor. Kieslowski’nin Polonya televizyonu için On Emir’den esinlenerek çektiği 10 bölümden oluşan Dekalog serisinin ilk bölümü olan ‘Dekalog  Jeden’ de, yaşamın ve ölümün tüm bulanıklığını bir anda silecek bir cümle söylüyor Pavel. Filmin  ilk sahnelerinde kendi kendine geliştirdiği bilgisayar programında babasından istediği sayılarla, yine kendisinin yazdığı problemleri çözmeye çalışan Pavel, tokat gibi bir replik seslendiriyor. Kahvaltı masasında babasına sorduğu sorularla ölümü anlamlandırmaya çalışan Pavel, babasının bilim kokan cevaplarından sonra gözleri dolu dolu şöyle fısıldıyor: “Ölü bir köpek gördüm. Sonra neden böyle diye düşündüm. Bayan Piggy’nin, Kermit’i ne kadar sürede yakaladığını çözmem ne işe yarar?”

*                    *                    *

Bir anda serin serin bir şeyler süzülüyor içimden. Ağlamaklı gözleriyle küçücük bir çocuk ölümü engelleymedikçe diğer tüm şeylerin ne fayda sağlayacağını soruyor ekranda ve durdurup, bir film için ağlamaya başlıyorum. Sonra 15 Temmuz’dan beri yaşadıklarımıza bir filmin içinden bakıyorum. Ölümün ve yaşamın tüm anlamını yitirdiği bu kalıp ve kimlikle bezenmiş yaşadıklarımıza. Aynı gece şu cümlelerin altını çiziyorum Tezer Özlü’nün ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’ kitabında, bastıra bastıra: “Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. İnsan olmak yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor…”

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beşiktaş'ta transfer tamam
Beşiktaş'ta transfer tamam
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı