Reklam
Reklam
Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz
Mert Yıldırım

Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz

Bu içerik 1187 kez okundu.
Reklam

         

 Eğer en mutsuz ülke hangisi diye bir anket yapılsaydı birinci kuşkusuz Türkiye çıkardı. Son zamanlarda hiç etrafınıza bakıp insanların ne yaptıklarını gözlemlediniz mi? Kimin yüzüne baksam mutsuz bir surat ifadesiyle karşılaşıyorum. Kabul edelim, bizler mutsuz bir ülkede yaşıyoruz. Çoğumuzun hayatı sanıldığı kadar güzel değil. Üstelik hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor ve buna engel olamıyoruz.

 Psikolojik olarak çökmüş durumdayız. Tükenmişlik sendromuna da yakalanmış olabiliriz ülkece. Ne yaptığımız ya da ne yapacağımızı bilmeden hareket ediyoruz. Mutlu anlarımızı çabuk unutuyor bizi mutsuz eden her ne varsa zihnimizin bir köşesinde yer açıyoruz. Mutlu olan insan sayısı o kadar az ki artık mutlu olmanın nasıl bir şey olduğunu unutur oldu insanlar.

 Hem mutluluk dediğiniz şey kısa anlardan ibaret, etkisi öyle uzun da sürmüyor. Bizler mutsuz bir hayata maruz bırakıldık. Çevremizde o kadar çok kötü şeyler yaşanıyor ki ‘’Acaba yarın kötü bir şey olacak mı’’ sorusuyla uykuya dalıyoruz. Diken üstünde yaşamaktan ne hissedeceğimizi bilemiyoruz.

 Ortadoğu bataklığına saplanıp kalmış insanlarız. İçinde yaşadığımız durumu düzeltecek gücü de kendimizde bulamıyoruz çünkü bütün bunları görmezden gelmek işimize geliyor. Elimizdeki telefonla sanal dünyanın derinliklerinde kaybolup gidiyoruz. Hayatlarımız sanal dünyada sıkışıp kalmış bir durumda. Her gün telefonda imrenerek uzaktan izlediğimiz hayatları görüyor kendi hayatımızdan nefret ediyoruz. Galiba farkında olmadan yaşamayı ve mutlu olmayı unuttuk.

 Bombalar patlıyor, masum insanlar bir hiç uğruna hayatını kaybediyor ve bizler hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyoruz. Hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık. Çünkü alışmışız mutsuzluğa, huzursuzluğa, kaosa. Bizi mutlu eden her ne varsa birer birer kayboluyor. Mutluluğu gerçek anlamda hisseden çok az insan var artık. Başkalarının hayatlarına imreniyor, onların hayatlarını bir gün de olsa yaşamayı istiyoruz içten içe. Kendi mutsuzluğumuzu başkalarına mal ediyoruz. Sorumluluk almaktan kaçınıyoruz.

 Sonra modem ışığını kapattıktan sonra gerçek hayat tokat gibi karşımıza çıkıyor. Çünkü gerçek hayatta her şey daha nettir. O görmezden geldiğimiz her ne varsa önümüze serilir beklemediğimiz bir anda. Yarının ne olacağını bilmemek bizi huzursuz ediyor. Huzursuz bir ortamda yaşamımızı sürdürüyoruz. Hayatımızın yoluna gireceğine dair bir işaret bile çıkmıyor karşımıza. Sadece günü atlatmayı diliyoruz artık.

 Mutsuzuz. Ve bu mutsuzluk kronik olarak bünyemize yerleşmiş durumda. Artık arkadaşlarla bir şeyler paylaşılmıyor. Konuşmadan kısa bir süre sonra yine sanal dünyada olmayı tercih ediyorlar. Hâlbuki orası yapay mutluluklar diyarı. Gülümsemeyi, paylaşmayı, anı biriktirmeyi, eğlenmeyi, kahkaha atmayı, içten sarılmayı unuttuk. Çünkü yaşanmayan hisler körelmeye mahkûm.

 Geleceğe umutla bakmıyor artık çoğu insan. Herkesin kafasında kocaman bir ‘’Napıcam ben?’’ sorusu yanıp sönüyor neon ışıklar eşliğinde. Yolumuz er ya da geç çıkmaz sokakta bitiyor. Önümüzde kocaman kalın mı kalın bir duvar var ve aşmaya gücümüz yetmiyor.

 Aslında bağırmak, içimizde bizi hasta eden hislerden haykırarak kurtulmak istiyoruz ama sesimiz kısılmış. O kadar sessiz kalmışız ki bizden başka birinin farklı tepki göstermesini yadırgıyoruz. Halbuki onunla birlikte bağırıp bizi kendine esir eden mutsuzluğa karşı sesimizi çıkarsak belki de hafifleyeceğiz. Dağ gibi biriktirdiğimiz sorunlar gözümüze daha az batacak. Ama yapmıyoruz. Çünkü her şeyin bir gün kendiliğinden düzeleceğine inanıyoruz. Halbuki hayatımızı düzeltecek olan bizleriz. Kendimiz bir şeylerin düzelmesi için çaba harcamıyorsak o zaman bir şeylerin değişmesini beklememeliyiz.

 Her gün sevgisizlikle yoğrulmuş hayatlarımızı yaşamaya çalışıyoruz. Bana sorarsanız insanların sevgiye olan inancı eskisi kadar sağlam değil. Hepimizin ortak noktası sevgi. Birileri tarafından dibine kadar sevilmek en büyük hayalimiz. Kendimizi değerli hissetmek, önemsenmek için çırpınıyoruz. Bazılarımız çırpınmaktan çoktan vazgeçmiş, kendi köşesinde kendi mutsuzluğuyla kavruluyor. Bazılarımız bu mutsuzlukla örülü coğrafyadan kendine yeni çıkış yolları arıyor. Mutlu olabileceği bir dala tutunmaya çalışıyor ama o dal ortadan ikiye ayrıldığında yine boşluğa düşüyor insanoğlu.

 Bunu biz istemedik. Kimse bile bile mutsuz olmak istemez. Kimse hayatının o ağır yükünü sırtında taşımak ve kirli gerçeklerle yüzleşmek istemez. Hayat bir şekilde insanın omuzlarına kaldıramayacağı yükler koyuyor. O yükü taşıyamayanlar ise taşıyamadıkları yükün ağırlığında eziliyor. Halbuki içinden geldiği gibi yaşayabilse insan, bu kadar mutsuz olmayacak.

 Hepimizin hayatları robotlaşma yolunda hızla ilerliyor. Yaptığımız her şey artık sistematik bir şekilde hayatlarımıza yer edinmiş durumda. Ne izlediğini bilmeden saatlerce televizyon izlemek, gecenin karanlığında telefon ışığıyla uykusuzluğa direnmek bazılarımız için bir yaşam biçimi olmuş durumda. Dünya değişiyor peki ya biz? Biz olduğumuz yerde sayıklayıp duruyoruz. Mutluluk bizden kilometrelerce uzakta, istesek de onu elde edemiyoruz. Diyorum ya size sevginin olmadığı hiçbir yerde mutluluk olmuyor. Sevilmediğimiz için başkalarını da sevmeyi beceremiyoruz. En ufak bir olayda başımız sıkıştığında kaçmayı tercih ediyoruz. Oysa kaçmak hiçbir zaman çözüm olmadı. O sadece bir nevi erteleyici bir işleve sahip.

 Peki, bütün bunlardan nasıl sıyrılabiliriz diye soracak olursanız cevabım basit: Sevgi. Kendimizi, hayatımızı, hatalarımızı, güzelliklerimizi ve çirkinliklerimizi sahiplenmekle başlamalı ilk önce. Kendi gerçekliğinizi kabul edip sizi seven insanlarla yola devam ettiğinizde hayat daha yaşanılabilir bir hal alıyor. Umudunuzu hiçbir zaman kaybetmemeniz gerekiyor. Size kendinizi iyi hissettiren insanlara onlara ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. En önemlisi kendiniz olmaktan korkmayın. Evet hayat her yönüyle zor ama onu güzelleştirmek bizim elimizde.

 Bazılarımız her şeyi görmezden gele gele etrafını göremeyecek kadar kör olmuş durumda. Siz onlardan olmayın. Keşkelerinizi değil iyi ki ile başlayan cümlelerinizi çoğaltın. Yeri geldiğinde ağlamaktan ve haykırmaktan çekinmeyin. Kendinizi sanal dünyaya hapsetmeyin. Yapamam veya yapmak istemiyorum ile başlayan cümleleri hayatınızdan çıkarın. Bırakın elinizdeki şu telefonları, karşınızda oturan sizinle konuşmak için can atan insanın gözlerine bakın.  Unutmayın, mutluluğa giden yol sevgiden geçer.. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beşiktaş'ta transfer tamam
Beşiktaş'ta transfer tamam
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı