Reklam
Reklam
ÇOCUKLAR: BÜYÜK BAŞ BELALARI!
Muzo

ÇOCUKLAR: BÜYÜK BAŞ BELALARI!

Bu içerik 1460 kez okundu.
Reklam

     Ferit Edgü “Hakkari’de Bir Mevsim” eserinde şöyle der: “İnsanlar ölmesin demiyorum. İstediğim ölümsüzlük değil. Ne kendim ne başkaları için. İstediğim, çocuklar ölmesin. Çocukların ölümüne dayanamıyorum demek.” Kitap yazıldığı dönemden bu yana tüm güncelliğini korurken dayanamadıklarımızın yeni alışkanlıklarımız olduğu gerçeği de gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır. Ölümlere alışan bir toplum olduk. En çok da çocukların ölümüne alıştık. Bir toplumu, okuduğum bir kitaptan esinlenerek bir duvara benzetiyorum. Neyin içeride olduğu, neyin dışarıda olduğu duvarın hangi tarafından baktığınıza bağlıdır. Bizim toplumumuza baktığımızda -ki hangi taraftan bakarsak bakalım aynı sonuç ile karşılaşacağız- çocukların ölümlerine alışan bir hal aldığını görebiliriz. Toplum algısının yönlendirilmesi noktasında bazı bazı bunu istiyoruz da! Duvara dönen yüzümüzün göreceği ilk şey; çocukların baş belası olduğu gerçeğidir.

 

   Burada sosyolog ve psikolog söylemlerinin çok ötesinde bir çıkarım söz konusudur. Foucault’u da işin içine katarsak duvarın arkasında bulunan aşağılık insanların gizlediklerinin belirleyici olacağı gerçeği vardır. Üstad, “Aşağılık İnsanların Yaşamı” adlı bir çalışma yapmak istemiş ancak ömrü yetmemiştir. Bu aşağılık insanların kim olduğu sorunsalı söz konusu iken duvarın ötesinde görünenleri yazmak ise imkansızdır! İmkansızlıkları çocuklarımız üzerinde yaşayan bir toplum! Daha çok kalabalığı andıran bir toplum! Duvarın her iki tarafından görünen şey ise çocukların “keşke doğmasalar” idi gerçekliği! Çünkü her çocuk kocaman aşağılık insanların yaşam aynasıdır. Ve aynı zamanda bu toplumun oluşturduğu büyük babanın da portresidir. Küçük ailenin yaşadığı çaresizlik içinde doğması ile “baş belası” haline gelen çocuğun toplum ve devlet nezdinde görünen gerçekliği ise “gizliliğin” ortaya çıkmasıdır. Peki çocukların ortaya çıkardığı ve toplum ve devlet adına bir “düşman” niteliği kazandığı gerçeklikler nelerdir? Duvarın öbür tarafına geçip dahil olduğumuz topluma kendi gözlerimiz ile bakalım ve sanırım dayanamadıklarımızı sonuna kadar izlemeliyiz: Pozantı Cezaevi, Şakran Cezaevi…Roboski, Ceylan, Uğur…Adıyaman, Ensar…Kulp, Konya, ALADAĞ…Her evin içi…Her sokak…Her meydan…Berkin Elvan…

 

Ah çocuklar! Varlıklarında büyüklerin şehvet aracı, ölümlerinde ise büyüklerin hatta en büyüğün baş belaları! Duvarın her iki yüzünden bakıldığında içi dışına yansımış, düşüncesi kurtlanmış bir toplum görmek mümkün. Bir çocuk sevmesindeki tüm masumiyetler yerini “yapay” bir sevgi gösterisine bırakmış durumdadır. Toplumun tüm erkek bireylerinin çocuk sevmesinde kendinden şüphelendiği gerçeği ve en büyük erkek olan devletin çocuklara yaklaşımı maalesef ki “sapık” bir ülke üretimini doğurmaktadır. Bir yurt yangınında yanan 11 çocuk gerçeğini gördük! Ünlem koymamın sebebi ise gerçekten gördüğümüz sorunsalıdır. Ya da şöyle diyeyim: Hangi taraftan baktık ve neyi gördük? Toplumun büyük bir bölümünün ve maalesef ki büyük babanın da gördüğü şey “vakitsiz bir ölüm”. Burada kastedilen vakitsizlik “toplumu ve devleti” zor durumda bırakacak bir ölüm olması. Çünkü “suçluluk” durumu hiç kimse için görünmüyor. Belki çocuklar! İşte tüm mesele bu: Örgütlü bir kötü olan savunumu. Bu da “her şeyi yapmaya hazır” bir kitle doğurmaktadır ve maalesef ki bir ülke için en tehlikeli durumdur bu.

 

Kötü olan örgütlü savunumu karşısında “durmak” zorunda olanların da örgütlü bir iyi etrafında örgütlenmesi gerektiği gerçeği gün yüzüne çıkmış durumdadır. Öncelikle “sözün bittiği yer” saçmalığından kurtulmalı ve konuşmayı bırakmalıyız. Çünkü tüm iktidarlar konuşmayı esas alır. Konuşmak bir iktidarın yeniden iktidar olma yolunun açılmasından başka hiçbir anlam içermez. İnsanların konuşması sonrası dil altındakilerin açığa çıkması gerçekleşir ve bu iktidarın konuşulanı disipline etmesi için bir yoldur. Üstelik konuşmayı düşünce özgürlüğü olarak görmenin de ötesine geçmeliyiz. Nitekim düşünce özgürlüğü istediğini söyleyebilme özgürlüğü değil, istediğini düşünebilme özgürlüğüdür. İktidarların biçimlendirdiği ve disipline ettiği şey budur. Bunu kırmanın tek yolu “iyi olanın” etrafında örgütlenmektir. Ev ev, sokak sokak örgütlenme ve çocuklarımızın tüm yaşam alanlarında sivil denetleyici rolünü üstlenmeliyiz. Çocuk yaşam hakkının korunması gerektiği düşüncesi ile büyükler olarak yeni bir yaşam alanı inşa etmeliyiz. Ülkemiz açısından gelinen noktada gerçeğin topluma yansıması yönünde iletişim ağlarının üç maymunu oynadığı bir dönemde çocuklarımıza uzanan tüm elleri ifşa etmeliyiz. Örgütlü bir şekilde sapık düşünceyi tecrit etmeliyiz. Sapık düşüncenin yüzünün kızarmadığı bir zamanda yapılacak tek şey var: konuşmayı bırakıp örgütlenmek.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beşiktaş'ta transfer tamam
Beşiktaş'ta transfer tamam
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı
Pentagon El Adnani'nin ölümünü doğruladı